Anladık iyisin, ama neye yarıyor iyiliğin. Seni kimse satın alamaz, eve düşen yıldırım da satın alınmaz. Anladık dediğin dedik, ama dediğin ne? Doğrusun, söylersin düşündüğünü, ama düşündüğün ne? Yüreklisin, kime karşı? Akıllısın, yararı kime? Gözetmezsin kendi çıkarını, peki gözettiğin kimin ki? Dostluğuna diyecek yok ya, dostların kimler? Şimdi bizi iyi dinle: düşmanımızsın sen bizim, dikeceğiz seni bir duvarın dibine. Madem bir sürü iyi yönün var, dikeceğiz seni dibine; İyi bir duvarın. İyi tüfeklerden çıkan İyi kurşunlarla vuracağız seni. Sonra da gömeceğiz İyi bir kürekle, İyi bir toprağa… “Bertolt Brecht”
islamiyet:Senin derdin ne, biliyor musun?
İçini kızgın bir tavaya döndüren kızgınlığın nedeni. Kendini sahipsizmiş sanmanın sebebi ya da.
Kışın ortasında yazı istemenin, yazın ortasında kar yağsın diye tutturmanın. Yağmur yağar yağmaz, bulutsuz bir gökyüzü talep etmenin. Bulutsuz bir gökyüzünde yağmur diye sızlanmanın.
Günlerdir, Yaratıcı niye duamı kabul etmiyor, istediğim şey çok mu fazla ya da batıl bir şey mi ki vermiyor diye hayıflanıp duruyorsun.
Senin derdin nefsim, bir haddini bilmezlik ki sorma.
Hem de ne haddini bilmezlik. Bir şikayet, bir şikayet. Bir gurur bir gurur. Bir kibir bir kibir. Bir naz bir naz ki anlatamam.
Hele şu, ‘hayatım için iyi, hayırlı, güzel, doğru, anlamlı, hakikatli, hikmetli olanı ben bilirim’ afra tafralarına ne demeli.
‘Niye istediğim şey olmuyor, olmadı, olmayacak mı?’ diye sızlanmalarının; anne babasına, ‘şunu da isterim,’ diyerek markette tepinen bir çocuğun sızlanmalarından farkı var mı, söyle hadi?
‘Ey müteşekki! Sen nesin?’
Ne zannediyorsun kendini?
Sen ki yaratılmışsın. Sen ki, bir zamanların yok olanısın.
Sen önce şu önündeki duvarın arkasını gör görebilirsen.
Gözlerin bir duvarın ötesine bile geçemiyorken, ‘ben bilirim’ nidaları neden?
Hadi bir dene, hayatının gelecek beş yılında başına geleceklerini tespit etsin o çok bilmiş aklın.
Niye susuyor benliğin?
Hadi geleceği geçtik, kaç yıl yaşadıysan, günbegün, saatbesaat bir kağıda geçiriver hayat hikayeni.
Niye suspussun öyle.
Hatırlamıyorsun birçok şeyi değil mi?
O’ndan isteyip de vermediklerinden veyahut verip de sonra aldıklarından dolayı niye bu kızgınlığın öyleyse?
Gözlerinin feri bir duvarın ötesine taşamayan insanın şikayet etmesi, kendisine verilen için ya da verilmeyen için ya da verilip de alınan için, ”benim için kötü oldu” demesi saçmalık ötesi değil de nedir?
Hangi aklı başında olan bir insan, O’nun hükmüne razı olmayıp kendi hükmüne itimat edebilir?
Dinle bak, ey nefsim, nasıl da çözmüş seni Zamanın Bedii. Bunu en iyi yazılmış psikoterapi kitaplarında bile bulamazsın vallahi.
‘Ey müteşekki! Sen nesin? Neye binaen itiraz ediyorsun? Cüz’i hevesini külliyat-ı kainata mühendis mi yapıyorsun?’
Bir kere daha oku, bin kere daha oku bu cümleyi.
Bizim aklımıza göre idare edilmiyor kainat. İyi ki.
Daha bitmedi.
Daha ağır bir cümle geliyor. Kaçma bir yere. Cümlenin karşısına dikil. Biraz cesur ol. Dur ve dinle senin gibi acı çekmiş bu adamın tedavi edici cümlelerini.
‘Kokmuş olan zevkini nimetlerin derecelerine mikyas ve mizan mı yapıyorsun? Ne biliyorsun ki, zannettiğin nimet nikmet olmasın? Senin ne kıymetin var ki, sineğin kanadına müvazi olmayan hevesini tatmin ve teskin için felek çarklarıyla hareketten teskin edilsin?”
Seni bilmem ama, çok seviyorum bu cümleleri. Seni rahatsız ediyor olabilir bu ifadeler, ama hangi tedavi zahmetsizdir, hangi ilaç bir tatlı gibi yenir?
Güneşe sırtımızı dönmenin güneşe bir zararı yok. Hem de sırtı dönük bağrımızı ısıtamayız.
O’na küskünlüğün O’na bir zararı yok.
O’nun bize uygun gördüğüne razı olmaktan başka ilacımız yok.
Sanıyorsun ki dünya senin etrafında dönüyor ya da dönmeli. Dilediklerin olmalı, dilemediklerin olmamalı.
Halbuki dünya bizim etrafımızda değil, bir kendi etrafında bir de güneşin etrafında dönüyor.
Dünya bizim etrafımızda dönsün diye ısrar ederken, ayaklarımıza gelen güneş ışıklarını görmemek var.
En kötüsü de bu.
Hadi gülümse.
Sana her daim gülümseyene gülümse.
m:okudun mu?!
m:okudum..
3 oynatma • İndir
m:kandil kandil yazılı yapan sistemi boğarım.hiç olmazsa yanımdan kovarım.belki biraz dalarım.
m: iyide sanane zaten çalışmıyorsun.
m:doğru.
dualarınızda unutmayın.
Dünyada dost ister isen Hazreti Allah yeter,
Mürşid-i kâmil ister isen Hazreti Kur’an yeter,
Delil ister isen Hazreti Muhammed yeter,
Meşgul olmak ister isen ibadet yeter,
İbret almak ister isen ölüm yeter,
Zengin olmak ister isen kanaat yeter,
Bunlar da yetmez der isen Nâr-ı Cehennem yeter…
BU GECE REGAİB KANDİLİ !
Akşam ezanı ile Regaib gecemiz başlayacaktır!
… Geceniz mubarek olsun…
Rasulullah sav. buyuruyorlar:
“Şu beş gecede yapılan duâ geri çevrilmez.
1-Regaib gecesi
2-Şabanın 15. gecesi
3-Cuma gecesi
4-Ramazan bayramı gecesi
5-Kurban bayramı gecesi.” [İbn-i Asâkir]
Receb’in ilk cuma gecesini ihya edene, Allah c.c, kabir azabı yapmaz. Duâlarını kabul eder.
Bugün : 3 Receb Perşembe 1433 Hicri
Esarette Akli dengesi Bozulan Esir.. Aveyde Kelleb
Tek kisilik Hücrede yaklasik 20 Yil gecirdikten sonra, Akli Dengesi bozuk halde “serbest birakilan” Aveyde’nin ilk Sözleri: “Annem Nerede?” oldu..
Tek Kisilik Hücrede 20 Yil gecirdikten sonra, Evindeki Camlari ve Kapilari hicbir zaman kapatmiyor!
Hastaligina ragmen, tutuklanma önceki hayatini iyi hatirlayan Aveyde, Oglunun tutuklanirken 40 Günlük oldugunu hatirliyor, fakat bugün Oglunun simasini digerlerinden ayirt edemiyor..e bazı insanlar hayatlarını hayvan olarak geçirmeyi tercih ederler ve sonrasında ateşi isterler.
Bir türlü yetişemem, fecre kadar yürür de,
Heyhat, o bir ince ruh, bense etten bir kalıp.
13 oynatma • İndir
SAKİN MİM’İN LÂL HÂLİ
sakin mim peltek ze ye uğrayınca birlikte yaptıkları aslında farklı farklı olan eylemdir.bir nevî içe dönüş.
konuşmak gibi güzel bir yeti değerini kaybediyorsa sükût gereklidir.konuşmak artık sır gibi,ağlamak gibi,düşünce gibi,bilgi gibi mahrem bir hâl almış.her yerde herkesle paylaşılmaz olmuştur.
‘bir hâl oldu.hâlimizi kaybettik’ lâl oldum.sus oldum.sus pus oldum.
-dinle,dinle.bir daha dinle.
ne diyor bu abiler?
(Kaynak: acemisozler)
Her şey evdeki çamaşır makinasının yürümesiyle başladı.Daha ben taytay duramazken, o yürüyebiliyordu ve her seferinde annem, oyunumuzu yarım bırakıp koşarak ona gidiyordu. İlkokula başladığım yıllarda ise ben saçıma fön çekip büyümeyi planlarken, annem acımasızca saçımı kurutma makinasıyla kurutuyordu. Dolayısıyla saçım Kibariye’nin annesiyle Layd Gaga karışımı bir hal alıyordu ve ben bu halimle kantine gidemezdim. Teknoloji artık düşmanımdı. Belki de sırf bu yüzden hatta kesinlikle bu yüzden, kuzenim saç kurutma makinasının pervanesiyle kağıttan gemiyi yüzdürmeye çalışınca içim soğumuştu. Makinanın içi dışına çıkartılarak bir nev’i intikamım alınmıştı.
Cep telefonunun Türkiye’ye gelmesiyle artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. O zamanlar cep telefonu çivi çakacak kadar ağır; bırakın cebe, çantaya sığmayacak kadar büyüktü ama bugünün en kaliteli telefonundan bile daha havalıydı. Her şey güzeldi, havamız yerindeydi. Ta ki bütün arkadaşlarım ‘seni düşünüyorum’ manasına gelen çağrılar bırakmaya başlayana kadar. O zaman tarife diye bir şey de yok. Bir kere çaldırırsam, seni düşünüyorum; iki kere çaldırırsam okula giderken bekle gibi kodlar bile koymuştuk. Bir mesaj iki konturdu ve en az 15 gün yetmesi gereken konturu bu şartlar altında elbette ki idareli kullanacaktık. Bu yüzden sesli harf kullanmadığımız, asla ama asla kelimeler arası boşluk bırakmadığımız mesajlar yazmaya başladık. Biz yılan oynayıp, kızıl ötesini çözmeye çalışırken teknoloji elbette ki durmuyordu. Tam teknolojiyi sevmeye başlamıştım bu kez de akıllı telefonlar çıktı. İyi de ‘akıllı telefon ‘ neydi? Kime göre, neye göre akıllıydı. Evde unuttuğumda ev işlerini yapıp, ütüleri bitirecek miydi? Peki aynı saatlere randevu verirken bizi uyarıp hata yapmamızı engelleyecek miydi? Bunları yapamıyorsa nesi zekiydi? Ortada bir zeka varsa o zeka bizim zekamızdı. Elbette benim akıllı telefondan beklentilerim bunlarken, diğer hiçbir özellik onu ‘Akıllı’ yapmaya yetmezdi.
Dur durak bilmeyen teknoloji bizi öylesine telefona bağlı hale getirdi ki artık evdeki cihazlarla dahi mesajlaşmaya dayalı ürünler icat edilmeye başlandı. Bunlardan en çok bilineni bu yaz çıkan klima. ‘Slm klimacığım evi 23 dereceye ayarlar mısın?’ ‘Fatura gelince bana pis pis bakma ama…’ ‘Tamam canım ayarla sen, mikro dalgaya da söyle de yemeği ısıtakoysun. Öpt by…’ Abartı gibi geldi di mi? 15 sene önce cep telefonundan görüntülü konuşma için de abartı demiştik. Üstelik eşyaların ruhları olduğu felsefesi gerçek ise dikkat edelim evimiz kıskanç buzdolapları, inatçı ütüler tarafından istila edebilir.
Teknolojiyle aramıza mesafe koymalı artık bir dur demeliyiz yoksa hepimiz yürüyen cihazlar haline gelicez.
Ebu Zer e özenmemim nedenlerindendir.
